Erkut Aktaş Medya Alemi dergimiz için Rock müziğin sevilen isimlerinden Aslı Gökyokuş ile keyifli bir soybet gerçekleştirdi.
Rock müzik sahnesi 90’larda sizinle tanıştı. 2000’lerde ilk albüm. Çizdiğiniz rotaya baktığınızda kendinizi neresinde görüyorsunuz?
24 sene önce çıkan ilk albümümün adının ‘’Neresindeyim’’ olduğunu düşünürsek ironik de bir soru oldu aslındaJ O gün sorduğum pek çok sorunun cevabını bu kadar yıl sonra hala bilmiyorum. İnsanoğlu zaten ömrünü sorduğu sorular, bulmaya çalıştığı cevaplar ile geçiriyor, en azından biraz farkında bir yaşam sürme gayretinde olanlar… İşin mesleki tarafına bakarsak çok erken yaşta sahneyle tanışmış biri olarak kendimi şanslı hissediyorum. Çok güzel, özel yıllarda, müzikal anlamda yeni bir kapı açan jenarasyonun bir parçası oldum. Pek çok genç müzisyeni ya da çocuğu Türkçe sözlerle de rock müzik yapılabileceğine, dinlenebileceğine inandırdığımız gibi kendi hayallerimizi de gerçekleştirme şansı bulduk. Çok tatmin edici olduğu kadar yıpratıcı da yıllardı. Hem sonraki dönemde hep uzun aralar verdiğim hem de değişen dinamiklere ayak uydurmakta zorlandığım, ya da uydurmamayı seçtiğim için sorduğunuz ‘’neresindesin’’ sorusunu ‘’köşesindeyim’’ gibi cevaplayabilirim.
Gerçek anlamda müzik yapan, üreten zamanlardan bugüne kadar uzanan yolda, sahnede ve albümde aynı dinamizmle çalan, çok iyi şarkı söyleyen, gerçek rock kadın yıldızların başında yer alan ekibin içindesiniz. Bunca yıldır bir çizgiyi bozmadan ilerlemek, üretim tarafınızdan mı kaynaklanıyor?
Aslında aldığım müzik kültüründen de geliyor bir yandan. Sahne ciddi bir iştir. Tüm ekibinize, sizi izlemeye gelen onlarca, yüzlerce ya da binlerce seyirciye, organizatöre vs. pek çok insana karşı sorumluluğunuz vardır. Benim iş ahlakım bunu mümkün oldukça doğru yapmayı gerektiriyor. Ancak bu sizin için çalışan insanların da aynı sorumluluk duygusuyla hareket ettiği noktada keyifli bir hale geliyor. Ben albüm yaparken de, sahneye çıkarken de, klip çekerken de hep aynı titizlikte çalışıyorum. Biraz fazla detaycı olduğum için de zaman zaman birlikte çalıştığım arkadaşlarım için yorucu bir hal aldığı da olur.
Çok net ve belli bir müzikal kimliğiniz var. Zaman zaman değişiklikler yapsanız da rock geleneğine sıkı sıkıya bağlı kalmak bir tercih mi yoksa sizi süreç içinde değişen soundlar içinde de görebilecek miyiz?
Bu bir müzisyen için müzikal kimliğinin oturmuş olması anlamında bir yandan iyi ve sağlam bir tespit iken bir yandan da her gün büyük bir hızla değişen müzik dünyasında ya da dinleyici algısında sıkıntılı bir durum da yaratabilir. Ben sadece müzikal anlamda değil hayatının pek çok alanında farklı renkleri olduğu kadar keskin noktaları da olan biriyim. Zaman içinde törpülenen yanlarım olduğu gibi törpülemeyi tercih etmediğim aksine gurur duyduğum köşelerim de var. Müzikal soundum aslında her geçen gün daha modernleşse de anlayış olarak ya da genel yapısı itibari ile benim dinleyici olarak da hala en sevdiğim 80’ler – 2000’ler kökeninden çok da kopmuyor açıkçası. Yorumcu olarak ise çok farklı türleri kendimce, ben gibi söylemekten büyük keyif alıyorum.
Dijital ve genel listelerin çoğunluğu farklı türlerin egemenliği altında Organik müzikten hiç taviz vermeden yayınladığınız şarkıların kitlelerle buluşması istediğiniz hızda oluyor mu?
Hayır olmuyor. Dijital dünya pek çok müzisyene farklı fırsatlar açsa da hayat şeffafça verilen ve her şeymiş gibi algılanan sayılar ve bu yeni iletim alanında plak şirketlerin ayakta kalabilmek için kendilerine edinmeye çalıştıkları pozisyonlar arasında pek çok müzisyen için de zorlaştı. Her ne kadar dijital platformlar herkese eşit mesafede durup, eşit fırsatlar verdiklerini iddia etseler de editoryal seçimler, algoritmalar arasında kendinize adilane bir yer bulmanız çok kolay değil. Bugün şarkınızı üretmek için harcadığınız emekten çok daha fazlasını şarkınızı duyurmak için harcamanız gerekiyor. Gerçekten belli sayıda insana ulaşmasını istiyorsanız önce sağlam bir para harcamanız sonra da organik olarak yayılmasını ümit etmek durumundasınız. Ancak gelinen noktada organik olarak yayılmayan bir şarkının aslında dinleyicide gerçekten bir karşılığı yok muydu yoksa doğru dinleyiciye aslında ulaşmadı mı sorusunun cevabını bilmek çok da mümkün değil.
Şimdi yepyeni bir tekli ‘’Sonbaharda Sevmeye Sözün Var’’ ile dinleyicilerinizi selamladınız. Tüm bu hazırlık süreci nasıl geçti?
‘’Sonbaharda Sevmeye Sözün Var ‘’ eşim Erdal Yıldırım ile pandemi döneminde bestelediğimiz bir şarkı. Düzenlemesini Alen Konakoğlu yaptı. Gerek şarkının son halini alması gerek de Devrin Usta’nın yapay zeka ile tasarladığı video klibinin hazırlıkları biraz uzun sürdü. Bu zamanda çıkması gerekiyormuş demek ki.
Yaza geçtiğimiz ve her şeyin değişeceği bu dönemde Sonbahar temalı bir şarkı yayınlamak biraz da cesaret işi değil mi?
Ben hiçbir zaman yaz dönemine özel, yaz temalı şarkılar yapan biri olmadığım için açıkçası çok da dert etmediğim gibi biraz da o ters köşe olması durumunu sevdim.
Genelde değişmez bir ekibiniz var. Ekip ruhuyla üretilen işlerin kalıcılığına inanıyor musunuz? Yeni insanlara, enerjilere, fikirlere açık mısınız?
Kesinlikle inanıyorum. Dostlarım da ömürlüktür, birlikte çalıştığım insanların da dostlarım olması kendimi daha güvende hissetmemi sağlıyor. Aynı zamanda onlarının her birinin de müziğimde emeği büyüktür. Ancak yeni insanlara, fikirlere de her zaman açığım. Hatta bambaşka yaklaşımlara sahip genç müzisyenlerle çalışmak ve onların fikirlerinden de faydalanmak gibi bir arzum da var.
Sizi bugüne kadar hep zor ve kalitesi yüksek işlerde gördük.
Teklilerin hakim olduğu, her şeyin ışık hızıyla tüketildiği bu dönemde koca bir albüm yaptınız. Bunu taşımak yaymak zor olmadı mı?
2019 başında 16 şarkıdan oluşan ‘’Dünya’’ yı çıkardım. Kızımın doğumundan sonra uzun süre ara verdiğim için o albüm bir nevi hem kendime hem de dinleyicilere saygı niteliği taşıyordu. O kadar sene sonra karşılıklı bir özlem giderme olacağı için dolu dolu bir albüm olması benim için önemliydi. Sanıyorum eski dostlar çok sevdiler ama genç dinleyicilere çok ulaştığını düşünmüyorum. O albümden sonra da önce ‘’Aman ‘’, son olarak da yeni çıkan ‘’Sonbaharda Sevmeye Sözün Var ‘’ şarkılarını yayınladım.
Son derece faal bir insansınız. Musiki Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği Msg ve Müzik Sektöründe Eser Sahipleri Federasyonu Msf’de yönetim kurulu üyesisiniz. Aynı zamanda Msg’nin Kurumsal İlişkilerden Sorumlu yönetim kurulu üyesi olarak da görev yapıyorsunuz. Verilen mücadele sizce telif dünyasında anlamlı bir fark yaratabiliyor mu?
Uzun yıllardır verilen emeklerle birlikte özellikle son yıllarda ciddi bir ivme kazanılmış durumda. Geçtiğimiz sene Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayınlanan genelge ile ülkedeki tüm konaklama mekanlarına müzik lisansı alma zorunluluğu getirildi. Bu da telif alanında oldukça zayıf kaldığımız umumi mahallerden önemli bir gelir elde etmemizi sağladı ancak diğer umumi mahallerin de oteller modeli örnek alınarak lisanslanması için İçişleri Bakanlığı’nın da desteğini bekliyoruz. Dijital gelirlerde ise hızlı artış gösteren ülkeler arasında 6. sıradayız ancak müzik telif gelirleri tablosuna göre halen pazar payı yüzde 1’in altında kalan ülkeler arasında yer alıyoruz. Tüm meslek birliklerinin birlikte uyum içinde çalışması önemli olduğu kadar başta devlet olmak üzere tüm paydaşlardan alınacak destek de bir o kadar önemli. Uzun ve komplike bir konu ama özetle çok güzel adımlar atılıyor ama yol uzun.
Sizi uzun zamandır sahnede göremiyoruz. Birçok insanın merak ettiğini de biliyorum. İlerleyen günlerde festival ve konserlerde
karşımıza çıkacak mısınız?
Pandemiden beri konser vermedim. Biraz günümüz düzenine uzak hissetmek, biraz küskünlük kendimce pek çok sebebim var. Uzun süre sahneyi hiç özlemedim. Önce özlememiş olmama sonra da ne kadar uzun süredir konser vermemiş olduğumu fark etmemiş olmama şaşırdım. Ama artık yavaş yavaş özlediğimi hissediyorum.
Geleneksel rock çizgisinde yeni şarkıcı ve bestelerin çıkmamasını neye bağlıyorsunuz? Hala aynı ekipler müzik yapmaya devam ediyor.
Az sayıda da olsa yeni ve güzel işler çıkıyor ancak hala merkezde olanlar eskiler. Şu anda ülkede genel olarak hakim olan yeni ve popüler müzikler aslında sosyolojik yapımızın, sokaktaki durumumuzun adeta yansıması. Bu şarkılardan kaçını 20 yıl sonra açar dinlersiniz? Bence bir elin parmağını geçmez. Pek çok insan aslında eski halinden de şikayetçi olsa da; şu ana baktığında eski Türkiye’ye büyük bir özlem duyuyor. Onları o zamana götüren her şey değerli. Şarkılar da insanlara hayatlarının dönemlerini hatırlatır. Bu dönemi hatırlatan şarkılar neler olacak göreceğiz.
Röportaj: Erkut Aktaş



