“Ey gönül! Sen aynada kendini eğri görürsen, bu eğrilik sendedir. Eğri olan sensin, aynada suçu arama. Önce sen kendini düzelt, benliğini varlığını kontrol altına al, gerisi güzel olur. Sen güzelliği varlıkta arıyorsun. O aynada görünmez. Her şeyi elde edebileceğin yerde ara.” der Hz. Mevlana. İnsan dünyada paketlenmiş, şekil verilmiş bir ambalajla yaşar. Bu ambalaj geçicidir, bir gün mutlaka toprağa gömülecek ve yok olacaktır. Önemli olan içindeki ruhtur. Kalıcı olan da o değil mi? Öyleyse insan iki parçadan oluşur; ruh ve beden… İkisi de daima gıda almaya mecburdur. Acıkınca doyurmak zorundayız. Birini doyurup diğerini aç bırakırsan hayatın dengesi bozulmaz mı?
İnsan günde üç kez vücudun sağlıklı yaşaması için yemek yer. Bu görevi hiç aksatmaz. Hatta yiyecek bulamadığında her işi yapar. Çalışır çabalar, koşar yorulur; fakat ruhun gıdası için o kadar çaba göstermez, titiz davranmaz. Ruhun açlığı ruhun zayıf düşmesine sebep olur ama yine de umursamaz. Zaman geçer gider. Bu zaman içinde iç sıkıntıları, manevi açlık, huzursuzluğa yol açar. Doktorlara gider, ilaçlar alır ama ruhun zayıf kalması, gıdasız kalması devam eder. Ruhu doyuranlar aynada kendini görenlerdir. Kendini tanıyanlardır. Kendini terbiye edenlerdir. İnsan insanın aynasıdır. Şayet nasıl bir insan olduğunu ölçmek istersen, çevrene eşine dostuna bakacaksın. Seni nasıl gördüklerine dikkat edeceksin.
Kibir ve hırs aynalarımızı karartan, kendimizi görmemizi engelleyen en büyük engeldir. Kibir ve hırs aynası bize sahte bir yüz gösteren, sanki bizmişiz gibi bizi inandıran iblisin oyunlarından başka bir şey değildir. İşte kendini bilmenin en güzel yolu hırs ve kibirden uzaklaşmaktır. Ne demiş Yunus; ilim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsin, ya bu nice okumaktır.” Kendini bilmek ruhuna bakmakla, onu gıdasız bırakmamakla olur. Ruhun gıdası güzel ahlak ve ibadettir ama önce güzel ahlak, sonra ibadet gelir. Ahlaksız bir ibadetin ruha faydası yoktur. Ruhu besleyen, geliştiren, onu uçuran güzel ahlakla birlikte ibadettir.
Modern insanın din algısı çok değişti. Din adamları tarafından olmadık kurallarla doldurulan din, değişen insanın kabulünü zorlaştırıyor. Mesela yoga ve meditasyon, yerine namazı tavsiye ettiğiniz zaman insanlara tuhaf geliyor. Oysa namazın iki önemli özelliği vardır. Hem fiziği çalıştırır hem de ruha zindelik kazandırır.
İnsanlar bunu bildiği halde sırf dini etiket taşıdığı için yapmak istemiyor. Biraz da işin kolayına kaçmak için yoga ve meditasyonu seçiyor. Bu noktada ruhun gıdasını iyi anlatmak gerek. Ruhun kaynağı ile buluşmasının tek yolu ibadet olduğunu insanlara anlayacakları bir üslup ve tarzla anlatmak gerek.
“Ruhun zayıf kalması halinde ne olur?” diye soranlara verilecek cevap karşısında muhtemelen bir süre dalıp gitmelerine, suskun bir şekilde başka diyeceklerinin olmadığına sebebiyet verir. Çünkü ruhun açlıktan zayıf kalmasının sonuçları dünyada yaşanılmaz, ölünce anlaşılır ve yaşanır.
Ruh vücutsuz kalınca işin vahameti ortaya çıkar. Güçlü bir ruh ile perişan, gücü olmayan bir ruh aynı olmaz. Yeni hayatına başlarken aç kaldığı günlerin acısını kişi o zaman çeker. İbn-i Arabi bu konuda şöyle diyor; “Güçlü ruhlar evrenin her yerine, başka alemlere kolaylıkla uçarlar, fakat güçsüzler dünya ile ay arasında kalakalırlar. Çünkü zayıf kalmışlardır, güçleri yoktur.”
Şimdi umurumuzda olmayan ruh açlığının anlamını umarım anlayabilmişizdir. İşte güçlü bir ruh, aynalarda kendine bakmakla başlar, kendini tanımak, kendini bilmek, sonra kendini eleştirip yanlışları düzelterek yaşamakla devam eder. Sonra güzel ahlak ve ibadetle en güçlü ruh elde edilmiş olur. Zaten çağımızın modern insanın en büyük sorunu somut olmayan, fakat gerçek olan şeylere inanmamasından doğuyor. Soyut ve somut terazinin iki kefesinde eşit ağırlığa sahip varlıklardır. İkisi de birbirini tamamlar. Birine inanıp diğerine inanmazsak hayat ve denge dediğimiz şey bozulur. Dengesiz bir hayat; bir ayağı olmayan insana benzer, mutlaka aksar ve düşer. O zaman gelin aynadan başlayalım. Önce kendimizi tanıyalım. ama torpil yapmadan, egomuzdan uzak, tarafsız olmak kaydıyla…
Bilal Civelek
