Güneşin içimizi ısıttığı, denizin masmavi parladığı, çıplak ayak kumlarda dolaştığımız, yaz hiç bitmesin dediğimiz günlerin mutluluğunu yaşıyoruz. Böyle bir günde hikayesiyle, güzelliğiyle, her geçen gün çıktığı zirve yolculuğuyla bize ilham veren Deniz Işın’la bir araya geldik. Onu 6 yıl önce “Her Yerde Sen” dizisiyle tanıdık. Bu kariyer yolculuğunda da, başarıları adımlarında da bir milat oldu. Deniz Işın’ı tek bir rolle tanımlamak imkansız Masumiyet’in İrem’i, Leyla ile Mecnun’un Leyla’sı, Sefirin Kızı’nın Sahra’sı, Ömer’in Şule’si… Daha birçok karakterle tanıma şansımız oldu. Bugün Deniz’in dünyasına indik. Sosyal medyayla başlayan yolculuğun, bugün bu röportajı veren Deniz’e kadar nasıl geldiğini konuştuk.
İzmir’de; senin doğup büyüdüğün kara parçasının üzerindeyiz. En son seni Ömer dizisinde izledik, buraya Asos’ta film çekiminden geldin. Yaza hızlı bir şekilde giriş yapıldı. Önünde nasıl bir takvim var?
Asos’ta çektiğimiz Evcilik film seti bitti, ardından sizinle birlikte Dergi çekimi Alaçatı’ya geldim. Temmuz ayının sonlarına doğru bir film çekimim daha var. Artık sonrasında yeni sezon için menajerimle birlikte dizi görüşmelerine başlayacağız.

Henüz çekimleri yeni biten Evcilik filmi ile yeni bir heyecanın içindesin. Set nasıl geçti?
Benim için çok kıymetli bir setti, çünkü çok kıymetli insanlarla çalıştım. Hem yapımcımız, hem yönetmenimiz hem de ekibimizle çok keyifli bir set geçirdim. Mesleğimde çok önemli insanlarla çalışma fırsatım olduğu için inanılmaz heyecanlıyım. Oynadığım karakter de çok farklıydı. Bu karakterle kendimde göstermek istediğim şeyleri tecrübe etme şansım oldu. Hem tatlı bir çekingenlikle hem de başardıkça mutlu olduğum bir ekip çalışmasıydı.
Başladığı günden beri konuşulan, dili, hikayesi farklı olan Ömer dizisinin ikinci sezonundaydın. Şöyle bir adım geriye gidip uzaklaştığında, Şule ile nasıl bir yolculuk hatırlıyorsun?
Kendi yaralarından dolayı, sevilme arzusuyla yanıp tutuşan bir kadındı. Hikayesini derinlikli bir şekilde işleyemedik, ama temelde öyle konuşmuştuk. Şule kalabalıklar içinde yalnızlık çeken bir kadındı. Çok sevildiği söyleniyor, ama kendisi bunu hiçbir zaman hissedememiş. O yüzden Şule’nin hikayesi acıklıydı. Ben Şule’ye çok üzülüyordum. Bazen yaptıkları sinsilik gibi algılanıyordu, ama içinde bir yerde çok muhtaç bir çocuk vardı. Ömer’le ilgili olan bir repliğini hiç unutmuyorum “Yanımla dursun yeter. Sevmesin beni, beraber olmayalım. Sadece onun yanında olabileyim”. Saplantılı, ama ruhundan gelen çok naif isteklerde bulunan bir aşkı vardı.
Ona bir şey söyleyecek olsan ne söylerdin?
Yapma be kızım, gerek yok böyle şeylere. Günün sonunda ne olursa olsun değmez.
Şöyle bir geçmişe gidiyorum da bakıyorum da sosyal medya çektiğin videolarla bu yolculuk seni bambaşka bir yere getirdi. Hala içerik üretmeyi, sosyal medyayı çok sevdiğini görüyorum. Lisede tiyatrodan kaçan gencin zincirlerini kıran sosyal medya mı oldu?
Ben özgüveni çok sağlam bir genç değildim, bir de üstüne hoca “Gülün, ağlayın, şimdi sinirlenin” gibi mimikler isteyince, “Ben hayatta yapamam” diye oradan kaçtım. Üniversite zamanında çok derin bir aşk acısı çektim, ne yapacağımı bilemedim. O zaman sadece bir platform vardı video çekebileceğimiz. Okumak, çalışmak, rutin bir hayatın içindeyken “Ben başka neyi istiyordum ki?” sorusunu hiç fark etmiyorsun. Daha aramadığın, derinine inmediğin, kaçtığın yerler olduğunu anlıyorsun. Çok şükür ki ben bunu daha çabuk fark ettim. Ben izlenmeyi, insanları bir şeyler anlatabilmeyi seviyormuşum. Senin dediğin gibi sosyal medya zincirlerimi kırmama vesile oldu.

Hala sosyal medyadan keyif alıyor musun?
Eskisi kadar çok yapamıyorum, ama yakın arkadaşlarımla videolar çekiyorum, şarkılar söylüyorum. Ben sosyal medyayı hep keyif için kullanıyorum. Diğer türlü zorlama gibi bir şey oluyor ve doğallık kırılıyor.
Hayallerimin peşinden gitmek yaşamaya başladığım andır demişsin bir röportajında “hobi olarak başladığın oyunculuk kursları sana bir meslek bir hayat hediye etti. Bir hayal miydi senin için oyunculuk?
Hayalini bile daha önce kurmadığım bir hayalmiş. Oyuncu olmakla ilgili hiç hayal kurmadım. Yüksek lisans yaparken, bir hobim olsun istedim. Okuldayken ben çok çalışkandım. O yüzden hep hobilerimi yarım bırakmak zorunda kaldım. Her şeyi oturttuğum bir noktada karar verdim. Sosyal medyada izlenince, birilerini güldürdüğümü de keşfedince, yüksek lisans yapan üç kız arkadaş kursa gitmeye karar verdik. Ben oyunculuğu yolda buldum. Belki daha önce bu kadar derine inseydim, çok daha farklı olabilirdi, ama her şey olması gerektiği zamanda oluyor. Benim için daha sürprizli bir hayaldi. Her zaman seni mutlu edecek şeyi aramak lazım. Hayal kurmadan yaşanmıyor.
Tüm rotanı çizmiş, kariyer planlamanı yapmışken oyunculukla yolların kesişti ve hem hayatını hem yaşadığın yeri hem mesleğini değiştirecek güçlü bir karar aldın. Genelde hayatının ipleri senin elinde midir yoksa hayat senin bir karar verdiğinde ipi salar mısın?
Hayat benim için bir karar verdiğinde ipi gevşetirim. Oyunculuğa başlamadan önce hayatımın ipleri hep benim elimdeydi. Hayata daha sınırlı bir bakış açısıyla baktığım için elimde olan kısmı sıkı sıkı tutuyordum. Aslında hayatın benim için karar vermesinde izin verdiğim nokta oyunculuk yapmam, şehir değiştirmem oldu. Orası iplerin benim elimde olduğu yer değildi. Hayatın benim için söylediklerine kulak verip yürüdüğüm yerdi. Bu bana cesaret verdi.
Genelde çok ikilemde kaldığında bunu yapar mısın?
Kontrol etmeyi seviyorum, ama yeni yeni her şeyi kontrol edemeyeceğimi deneyimlemeye başladım. Bu çok riskli bir şey, bazen insan akışına bırakırken savruluyor. Öyle dönemlerimde oldu “Akışına bırakırken, nereye geldim ben” diye sorguladım. İkisini de dengelemek lazım. Hayatın getirdiği güzellikle ve yine hayatın soktuğu sınavlar olduğunu düşünüyorum.

Hatırladıkça umudunu tazeleyen, yüzüne kocaman bir tebessüm yerleştiren bir çocukluk anın var mı?
Bütün yaz dönemlerim o anılarla doludur. Karaburun’da, Mor Dağı’nda 27 sene boyunca her yaz oradaydım. Bütün sene görüşmediğim, ama yazın mutlaka aynı döneme denk getirip, çılgınlar gibi eğlendiğimiz yazlardı. Hepsi çok güzeldi.
Güçlü kadın hikâyelerinin içinde olmayı da çok seviyorsun. Bir projenin içinde “Ben de bunun içinde var olmalıyım” dedirten his nedir?
Kendi içimde yeni bir yolculuğa çıkabileceğim hikayeleri kabul ettim. Bu size çok klişe gelebilir, ama kendi içimde bastırdığım bir özelliği karakterle birlikte çok rahat bir şekilde dışarı vurabildim. Herkesin içinde iyi ve kötü var. Sadece yüzde kaçını kullandığınla alakalıdır. Keşfetmediğim taraflarımın üzerine gitmek için yaşayabileceğim bir karakterse onu oynamak isterim. Bugüne kadar da hep öyle rolleri seçtiğime inanıyorum.
Küçük prens aynı zamanda devam ediyor. Yediden yetmişe herkesin okuduğu, hayran kaldığı bir kitap… Sahnede kendini nasıl hissediyorsun?
Oyunun içinde Gül ve Yılan’ı oynuyorum. Çok güçlü iki karakter… İkisini de aynı insanın oynaması birbirini besliyor. İkisi de hayatın varoluşu olduğu için benim için çok önemli. Yönetmenimiz Kayhan Berkin de aynı şeyi düşünüyor. Kostüm tasarımlarımız da çok etki ediyor. O atmosferde, gülü oynarken, gül gibi, yılanı oynarken de o karanlık tarafı hissedebiliyorum. O yüzden sahnede çok keyifli oynuyorum.
Yeri geldi tutkulu aşık oldun, yeri geldi intikam ateşiyle yanan bir öfkeli, bazen de seni deli dolu, masum bir hikayenin içinde izledik. Geniş bir skalası olan kariyer çizgin var. Şuana kadar oynadığın karakterlerden biriyle dost olma imkanın olsa hangisini seçerdin?
Leyla’yı seçerdim. Hem çok komik, çok eğlenceli bir karakterdi. Bir şey olduğunda bana yardım etmesi için “Ölüler için Yaşam Kılavuzu’ndaki Deniz’le de arkadaş olabilirdim Gözdağı vermem gereken konular olduğunda Masumiyet’teki İrem’i koluma takardım. Farklı zamanlarda farklı karakterle arkadaş olmak isterdim.

Girdiğin rolün içerisinden çıkamadığın bir karakter oldu mu?
Masumiyet dizisindeki İrem’de yaşadım. Uzun bir süre o karakterle birlikteydim ve bir yerden sonra çok fazla sinir krizi, öfke, ağlama gibi çok fazla sahne çektik. İnsan drama oynadığında psikolojisi ondan etkileniyor. Leyla ile Mecnun’u çekerken çok keyifliydim, ama İrem benim içimde çok ağırlık oluşturmuştu. Annemi arayıp ağladığımı hatırlıyorum.
Cesur, geleceğe adım atmaktan korkmayan bir hikayen var. Keşke kelimesi hayatının neresindedir. Şunu şöyle yapmasaydım, diyecek kadar büyük bir keşken var mı?
Hayatımla ilgili öyle bir keşkem yok, ama hayatın bir parçası olan ilişkilerimle ilgili keşkelerim var.
Biraz da Deniz Işın’ın romantik dünyasına eğilelim; aşk dendiği zaman senin karnında kelebekler mi uçuşur yoksa mantıksal bir noktadan mı bakarsın?
Tam da bu aralar aşka inancımı kaybedip, kaybetmeme arasında bocaladığım bir zamandayım. Artık biraz daha mantıklı olanı seçme konusunda ağırlık veriyorum. Ben dengeden yanayımdır. Her zaman kuramam, ama mantığımı kullanırsam hayatım boyunca ilişki yaşayamam, çünkü çok insan okumaya çalışıyorum. Gözlem yapmayı severim, ama insan okumaya çalışmak çok da doğru bir şey değil. Özellikle ilişki anlamında… İnsanlara çok önyargılı davranabiliyorum. Bazen kendimi tuttuğumda, o ilişkinin içine zorla alındığımı hissediyorum. Bunun tam tersi de olabiliyor. Aynı anda aynı frekansta iki insanın olması lazım. Ben de biraz bırakmak isterim. Tutarlarsa tutarlıyım, tutmazlarsa tutarsızım (gülerek).

Senin için ideal bir aşk cümlesi var mı?
“Ne olursa olsun yanındayım” bunu genelde arkadaşlarımda, ailemden duyarım, ama aşk ilişkilerimde çok duymadım.
Aşık olup, her şeyi geride bırakabilirim dediğin bir his yaşadın mı? Aşk senin için o kadar kuvvetli midir?
Yaşadım, ama bırakmadım(gülerek). Kendi standartlarımdan vazgeçebileceğim bir seviyeye geldiğim oldu. Eğer öyle bir aşkın içine düşersem, hayatımı aşım için değiştirebilecek bir gücüm var.
Televizyon, tiyatro, sinema filmi, sosyal medya, dj kabini… Hayatının birçok alanda aktif geçiyor. Tüm bu koşturmaca içinde hayatın hızına yetişememek, bazı şeylerin gerisinde kalmak seni korkutuyor mu?
Tüm bunlar bana hayatla beraber yürüdüğümü gösteriyor. Canımın istediği şeyleri yapıyorum. Diğer türlüsü olursa kaçırıyormuş gibi olurdu. Bazen biraz da hayattan geri mi kalsam acaba diye düşünüyorum (gülerek).
Şu sıralar seni Cihangir ‘de dj kabininin içinde görüyoruz. Müzik de zamanla bir meslek alanına dönüşür mü yoksa hobi olarak kalır mı?
Ben evde kendi kendime açıp, dans edeceğim şarkıları arkadaşlarıma açıp, birlikte dans ediyorum. Fatih’le birlikte çok uyuşuyoruz. Dinleyenler de beğendiklerini söylüyorlar.

Endişe ve kaygıların hızla çoğaldığı bir dönemin içindeyiz. Senin gelecekle ilgili korkuların var mı?
Artık geleceği çok düşünmemeye çalışıyorum. Yakın gelecekle ilgili bile endişelerin olabiliyor. Bir yere oturduğunda ne kadar hesap geleceği bile bir sürpriz. Gelecekle ilgili kaygılanmaya vaktim yok.
Kendi kendinin öğretmeni olabiliyor musun Deniz?
Bazen olabiliyorum, ama dersi derste dinlemek lazım ve notlar almak lazım. Sonradan kitap açıp okumakla olmuyor. Dersi derste öğrensen kötü tecrübe yaşamazsın.
Başarıların seni az çok tanıyan herkes tarafından biliniyor. Peki, deneyip başarısız olduğun bir alan var mı?
Aşkta başarısızım. Bunu kabullendim. En azından bu aralar.
Dünya bir sahne olsaydı ve herkesin o sahnede üzerine giyeceği bir rol olsaydı. Sen hangi rolü kapmak isterdin?
Şimdiki halimin daha iyi versiyonunu bilmiyorum, yine Deniz olmak isterdim. Benim küçükken hayranı olduğum bir oyuncu, şarkıcı bile yoktu. Şuan dünya bir sahneyse ben de Deniz’im. En azından bunu biliyorum.
Derginin bu sayısını duayen oyunculardan Sadri Alışık’a ithaf ediyoruz. Sen neler söylemek istersin?
Türk sinemasının ve tiyatrosunun en değerli oyuncularından ve komedyenlerinden biri olan Sadri Alışık’a ithaf edilen bu sayıda olmak benim için şimdi daha da gurur verici. “Ofsayt Osman” filmindeki bi repliğinden bahsetmek istedim nedense; “Söyle be… Yalan da olsa hoşuma gidiyor.” Dram ve komedinin arasındaki en sağlam köprüleri kurduğunu düşünürüm Sadri Alışık’ın. Nur içinde olsun. İyi ki var.
RÖPORTAJ: Gizem YILDIZ
