Bir Rüya Bir Dünya
Yeni yerler görmeyi, farklı manzaralarda uyanmayı, eski kültürleri öğrenmeyi, hatta adını ilk defa duyduğunuz yemekleri tatmayı ve daha özgür bir halde seyahat etmeyi hiç hayal ettiniz mi? O zaman bu hayat size göre diyebiliriz. Son yıllarda, özellikle ülkemiz ve dünya genelinde yaşam formu haline dönüşen karavan hayatı, eminiz ki sosyal medya fotoğraflarında, belki eş dost sohbetlerinizin içinde dahi karşınıza çıkmıştır.

Peki, nedir bu karavan hayatı?
Bilinen ilk kayıtlar, farklı şehirler ve ülkelere giderek sirk gösterileri yapan grupların, dönem imkanlarının sunduğu yolculuk haliyle bu hayatı yaşadığını, romanların atlarla çektiği ahşap ve tekerlekli evleriyle konar göçer yaşadıklarını gösteriyor. Karavan kültürünün altın çağıysa, 1960’lı yıllarda hippi felsefesiyle yola çıkan insanlarla yaşamış diyebiliriz. O zamanlar alışılmadık olduğu için küçümsenerek bakılan karavan yolculukları, şimdilerde hayallerimizi ve isteklerimizi simgeler oldu.
Her birimiz farklı pencerelerden bakıp tanımlayabilir ve yaşabiliriz bu hayatı, bazılarımız için ailecek doğada zaman geçirebilecek bir hafta sonu, kimileri için ülkeyi baştan sona gezebilecekleri, bir kaç yıl sürecek bir serüven, bizim içinse –mümkünse- tam zamanlı bir karavan yaşamı diyebiliriz.
Karavan hayatı, pandemi süreci ve ülkemizin yaşadığı üzücü depremler sonrası popülaritesi artan köy hayatı ve Tiny House ile kıyaslandığında gerçekten benzersiz bir hal alacaktır. Neden mi?
Özgürlük ve macera ilk akla gelen klasikler olsa da arka planı çok daha kuvvetlidir, “Farklı coğrafya ve kendi seçeceğiniz iklim şartlarında doğayla bütünleşmiş bir halde yaşamak, büyük şehirlerin kalabalığından uzak olmak ya da yeni insanlarla tanışıp, farklı hikayeler öğrenmek” diye ekleyebiliriz. Gezmek asıl amacınız ise ekonomik seyahat alternatif listesinin en üst sıralarından birini anlatıyoruz demektir, çünkü otel maliyetleri, konaklama fiyatları ve seyahat ederken ekstra yemek bütçeleri yerine karavanınızın içinde var olan mutfak cebinizin dostu olacaktır.

Karavan hayatına giden ilk adımlar;
“Konfor alanından çıkmak” klişesini ne kadar çok duydunuz değil mi? Bütçelerin el verdiği ölçüde öylesine karavan seçenekleri gördük ki, bir zamanlar İstanbul’un Kurtuluş semtinde yaşadığımız 1+1 evimiz “Çok mütevaziymiş” dediğimiz anlar yaşadık. Beklentilerimiz, alışkanlıklarımız, korkularımız, yol alma hallerimiz ve maddi imkanlar birbirinden farklı olduğu gibi tercih edilecek karavan şekli, doğru soruların yanıtlandığı an ortaya çıkacaktır.
Bize en çok sorulan soru tahmin edebileceğiniz gibi “Çekme karavan mı, moto karavan mı?” Kendinize sormanız gereken sorularsa,
* Gezerek mi yaşamak istiyorum? Cevap evet ise bağlantılı diğer soru, tam zamanlı mı yoksa ara sıra mı yolculuğa çıkacağım?
* Kaç kişilik yaşam alanı olacak ve can yoldaşınız olan patili bir dostunuz var mı?
* Hangi coğrafyada, hangi iklimde, hangi yollarda sürüş yapıp, konaklayacağım? (Seçeceğiniz aracın motor gücü, yüksekliği, yalıtımı gibi çok önemli detaylara cevap bulma sorusu)
* Tesislere (kamping, özel işletmeler) ihtiyaç duymadan seyahat mi etmek istiyorum?
Cevaplar netse karavan hayatına ilk adımları attınız demektir. Hoş geldiniz.

Biz tercihimizi boş bir panelvan içine tasarımını kendimiz çizdiğimiz bir dönüşüm hikayesinden yana kullandık. Çadır kamplarından tecrübe ettiğimiz doğa halleri, kamp yükümüzle yürüdüğümüz Likya ve Troya yolu bize feyz alabileceğimiz minimalizm dersleri vermişti. Bu konu önemli, çünkü küçük bir alan içinde yaşıyor olduğumuz için taşınan her eşya, kıyafet, dağınıklığın ötesinde gerçekten ihtiyaç yoksa son derece gereksiz bir yük. Teorikte olan bilginin tecrübeye karışma hali bizim için üç yıldır devam ediyor.
Golden Retriever cinsi, on üç yaşında bir yol arkadaşımızla, Trakya’dan Güneydoğu’nun sınır köylerine kadar farklı iklimler ve yollar geçerek kendi yolculuğumuza çıktık. Şehirlerin aktif hallerini deneyimleyebileceğimiz merkezler, hikayelerini dinleyebileceğimiz köyler, renklerini görebileceğimiz ormanlar ve yaylalarında konakladık. Yerel halkı hariç insanların ve turizmin bilmediği ne güzel yerler varmış.
Karavan hayatı, tatil deyince ilk akla gelen İzmir, Muğla ve Antalya sahillerin ötesinde bir yolculuk demek bizim için. Adana’nın Harbiş plajında güneşlenmek, Çevlik sahilinde gördüğümüz en güzel gün batımlarından birine doğru yüzmek ya da Hollywood filmlerinin dahi çekilmiş olduğu Osmaniye’nin bir şelalesinden atlamak. Gastronomi şehirleri desek, Gaziantep, Adana, Şanlıurfa -kesinlikle bu unvanı hak diyorlar- ama Kilis’te bir kasapta yediğimiz lezzeti, doğunun ücra köylerinden birinde bir çobanın ikram ettiği menemeni fotoğraflayabiliriz, ama anlatabilmek için Ernest Hemingway olmak gerekir.
Karavan hayatı kişiye özeldir, herkes çevre kurallarına uyduğu sürece, durak noktalarının kültürüne saygı gösterdiği haliyle, kendi sevdiği formasyona dönüştürdüğü ve mutlu olduğu halde yaşanılır. Unutmayın; Yol öğretir.
