2006 yılında başladığı fotoğrafçılık kariyerinde, Mehmet Aslan yalnızca bir fotoğraf sanatçısı olarak değil, aynı zamanda bir kültür elçisi ve sosyal gerçekliklerin anlatıcısı olarak da tanınmıştır. Aslan’ın eserleri, televizyon, gazete, dijital platformlar ve dergilerde geniş bir izleyici kitlesine ulaşmış; insan hikayelerini, kültürel mirası ve sosyal gerçeklikleri güçlü bir anlatımla sunmuştur. Sanatçının uluslararası alandaki başarıları dikkat çekicidir. Paris, Strasbourg, Metz ve Almanya’da açtığı sergiler, onun sanatsal vizyonunun genişliğini ve evrenselliğini gözler önüne seriyor. Özellikle, Avrupa Birliği ülkeleri arasında yer alan “Visage(s) d’Europe” ve Rusya Hermitage Müzesi’ndeki sergiler, Mehmet Aslan’ın sanatının uluslararası arenada nasıl yankı bulduğunu gösteriyor.
Mehmet Aslan’ın elde ettiği ödüller, sanatındaki derinliği ve etkileyiciliği pekiştiriyor. Ara Güler Onur Ödülü ve Uluslararası Siena Fotoğraf Festivalinde “Yılın Fotoğrafı” ödülü gibi prestijli ödüller, Aslan’ın fotoğrafçılık kariyerindeki önemli kilometre taşlarından sadece birkaçıdır. Ayrıca, Sony World Photo ödüllerinde iki kez birincilik elde ederek global platformlarda adını duyurmuştur. Suret-i Alem Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneği üyesi olan Aslan, fotoğraf yarışmalarında jüri üyeliği yaparak deneyimini ve bilgisini genç sanatçılarla paylaşmaktadır. Mehmet Aslan’ın kariyeri, fotoğrafın evrensel dilini kullanarak insanları, kültürleri ve toplumsal gerçeklikleri anlamak ve yansıtmak üzerine kuruludur. Onun sanatı, her bir karede bir hikâye anlatıyor ve bu hikayeler, izleyiciyi derin bir düşünce ve duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.
- Klasik bir soruyla başlayalım. Mehmet Aslan kimdir?
Mehmet Aslan, fotoğraf sanatına gönül vermiş, insan hikayelerini ve toplumsal gerçeklikleri sanatı aracılığıyla anlatan bir fotoğraf sanatçısıdır. Aynı zamanda bir kültür elçisi olarak da tanınır, çünkü eserleri kültürel mirasın korunmasına ve toplumsal farkındalığın artırılmasına hizmet eder.
- Fotoğrafçılık Kariyerinize Nasıl Başladınız? Sizi Bu Alana Yönlendiren Şey Neydi?
Fotoğrafçılığa olan ilgim, yazılıma olan merakımla başladı. Genç yaşlarda aldığım web tasarım eğitiminde gördüğüm Photoshop beni fotoğrafa yönlendirdi. Böylelikle toplumun derinliklerine inen hikayeleri yakalamanın ve bu hikayeleri insanlara aktarmanın güçlü bir yolu olarak fotoğrafçılığı keşfettim. - Fotoğraflarınızda Genellikle Hangi Temaları veya Duyguları Yakalamaya Çalışıyorsunuz? İlham Kaynaklarınız Nelerdir?
Fotoğraflarımda genellikle insan hikayelerine, kültürel mirasa ve toplumsal gerçekliklere odaklanıyorum. İlham kaynaklarım, günlük yaşamın içinden çıkan duygular, kültürel zenginlikler gibi konular. Amacım, her karede izleyiciye duygusal ve düşünsel bir deneyim yaşatmak. - Sosyal Gerçeklikleri ve Kültürel Mirası Yansıttığınız Fotoğraflarınızda, İzleyicilerin Bu Eserlerinizle Nasıl bir bağ kurmasını Hedefliyorsunuz?
Fotoğraflarımın izleyicilerde empati uyandırmasını ve onları düşünmeye teşvik etmesini amaçlıyorum. Her bir fotoğrafın ardında bir hikâye var ve bu hikayelerin izleyicilerin kalplerine dokunması için çalışıyorum. - Uluslararası Sergilerinizde Türkiye’yi Temsil Etmek Size Neler Hissettirdi? Bu Deneyimlerinizi Nasıl Değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’yi uluslararası alanda temsil etmek benim için büyük bir gurur kaynağı. Bu sergiler, ülkemin kültürel zenginliklerini ve sosyal gerçekliklerini dünya ile paylaşma fırsatı sunuyor. Bu deneyimler, sanatı evrensel bir dil olarak kullanarak sınırları aşabileceğimi gösterdi.
- Paris ve Strasbourg Gibi Farklı Şehirlerde Sergiler Açmak, Fotoğrafçılık Kariyerinizde Nasıl Bir Etki Yarattı? Farklı Kültürlerin ve Şehirlerin Sizin Çalışmalarınıza Etkileri Neler Oldu?
Farklı şehirlerde sergiler açmak, fotoğrafçılığıma geniş bir perspektif kazandırdı. Farklı kültürlerle etkileşimde bulunmak hem sanatsal vizyonumu genişletti hem de çalışmalarıma yeni boyutlar kattı. Her kültürün kendine özgü hikayelerini keşfetmek ve bunları fotoğraflarıma yansıtmak benim için oldukça zenginleştirici bir deneyim oldu.
- Ödülleriniz Arasında En Çok Gurur Duyduğunuz Hangisi? Bu Ödüllerin Sizin İçin Anlamı Nedir?
Ara Güler Onur Ödülü, benim için en büyük onurlardan biri. Bu ödül, hem sanatsal mirasımın bir simgesi olarak benim için büyük bir anlam taşıyor. Ayrıca Siena Fotoğraf Festivali’nde Yılın Fotoğrafı ödülünü kazanmak da beni çok mutlu etti, çünkü uluslararası alanda takdir görmek sanatıma olan inancımı pekiştirdi. - Fotoğraf Yarışmalarında Jüri Üyeliği Yapma Deneyiminiz, Sanatçı Olarak Sizin Gelişiminizi Nasıl Etkiledi?
Jüri üyeliği yapmak, sanatsal perspektifimi genişletti. Her karede bana farklı bakış açıları kazandırdı. Sanatçıların eserlerini değerlendirmek, onların sanatsal yolculuklarına katkıda bulunmak beni oldukça memnun ediyor. Yarışmacıların heyecanına ortak olmak ve aynı kareden farklı bakış açısıyla dünyaya bakmak, kendi sanatıma da eleştirel bir gözle bakmamı sağlıyor.
- Fotoğraflarınızda İnsan Hikâyelerini Anlatma Biçiminizi Nasıl Tanımlarsınız? Bir Fotoğrafın Ardında Yatan Hikâyeyi Nasıl Buluyorsunuz?
İnsan hikâyelerini anlatma biçimim, her zaman samimiyet ve empatiye dayanıyor. Her fotoğraf karesi, o anın içtenliğini ve duygu yoğunluğunu yansıtmalı. Hikâyeleri bulmak, gözlem yaparak, insanlarla etkileşimde bulunarak ve onların yaşanmışlıklarını anlamaya çalışarak gerçekleşiyor.
- Fotoğrafçılığınızda Karşılaştığınız En Büyük Zorluklar Nelerdi ve Bu Zorlukların Üstesinden Nasıl Geldiniz?
Fotoğrafçılıkta karşılaştığım en büyük zorluklardan biri, toplumsal meseleleri tarafsız ve objektif bir şekilde yansıtmaktı. Bunun üstesinden gelmek için sürekli öğrenmeye, gözlem yapmaya ve kendimi geliştirmeye devam ettim. Ayrıca, her bir hikâyeyi empati ve dürüstlükle ele alarak bu zorlukları aştım. - Gelecekteki Projeleriniz ve Hedefleriniz Neler? İzleyicilere ve Fotoğraf Dünyasına Nasıl Yenilikler Sunmayı Planlıyorsunuz?
Gelecekte, daha fazla insan hikayesine ve toplumsal soruna ışık tutmayı planlıyorum. Amacım, fotoğrafın gücünü kullanarak farkındalık yaratmaya ve insanların düşüncelerinde ve kalplerinde kalıcı bir etki bırakmaya devam etmek.
- Hataylı Olarak 6 Şubat Depremini Derin Bir Acıyla ve Kayıplarla Yaşadınız. Deprem Sonrası Çektiğiniz Fotoğraflar, Acıyı ve Çaresizliği En Derininden Hissettirdi Bizlere. Peki, Bu Fotoğrafları Çekerken Neler Hissettiniz?
Deprem sonrası çektiğim fotoğraflar, içimde tarif edilmez bir acı ve derin bir hüzünle şekillendi. Her kare, yıkımın ve kaybın sessiz tanıkları oldu. Bu anları belgeleme isteğim, sadece çekilen acıları değil, aynı zamanda insanların yeniden ayağa kalkma çabasını gözler önüne sermek içindi. O anlarda hissettiğim şey, kaybın ötesinde, yüreğimde yankılanan ve içimde sarsılan her şeydi. Yıkılan evlerin enkazında, kendi yitirdiğim şeyleri buldum ve o acı, yeniden inşa etme arzusunu içimde derinleştirdi. Bu süreç hem kaybettiklerimi hem de yeniden başlamanın ne kadar zor ama bir o kadar da gerekli olduğunu her adımda hatırlattı.
Mehmet Aslan’a
Objektifin ardında bir dünya yatıyordu. Onun, gözleriyle bakıldığında, anılar yakalanıyor ve zaman donduruluyordu. Bir kare, sonsuz bir hikâyeyi anlatmaya yetiyordu.
Yollara düşüp çeşitli coğrafyalarda dolaşırdı. Gözleriyle izlediği manzaralar, bir ressamın tuvalindeki renkler gibi canlanıyordu. Şehirlerin kargaşasında, bir çiçek yetişircesine açan bir gülüşü yakalardı. Doğanın kucağında ise, kuşların kanat çırpışları, ağaçların nefes alışları ve rüzgârın fısıltıları objektifine hapsolurdu.
Çektiği portrelerde, birçok sırrı içinde saklar ve ruhun en derin köşelerini sergilerdi. Gözlerdeki umut, gülümsemelerdeki samimiyet, yaşanan acıların izleri fotoğraflarda dile gelirdi. Bir anıyı dondurup sonsuzlaştırmak, bir insanın öyküsünü anlatmak gibiydi.
Sokaklarda kaybolurdu, anıları yakalamak için. Bir çocuğun saf sevincini, bir yaşlının derin düşüncelerini, iki sevgilinin içten bakışlarını objektifine yansıtırdı. Sokaklar, birbirinden farklı insanları, renkleri ve hikâyeleri barındırırdı.
Mehmet Aslan, dünyanın güzelliklerini yakalamak, anıları ölümsüzleştirmek ve duyguları ifade etmek için objektifini her zaman hazır tuttu. Ve böylece, onun gözünden fotoğraflar, birer sanat eseri haline dönüşerek ölümsüzleşirdi.
Röportaj: Fatma ŞAHİN




